Ürrem Gözlüm Günaydın


  Işıklar çoktan kapanmış ev ahalisi, neredeyse uykusunu yarılamıştı. Soğuk bir kış gecesiydi. Dış kapının camına hala kar taneleri vuruyor ve soğuk uğultu, korkunç bir sese dönüşüyordu. O gece, evin içinde uyumayan yaşlı bir kadın vardı. Sırt üstü uzanmış kadın, gözlerini hiç kırpmadan soba ateşinin tavana yansıttığı turuncumsu ışığı seyrediyordu. Turuncunun çağrışımıyla bütün sesler silindi, gözlerini kapadı ve hayal kurmaya başladı...


 Palmiye ağaçlarının gövdelerine dokunarak denizin tuzlu kokusunu içine çekiyordu. Her nefeste tazelendiğini hissediyor, bu tazeliğe tazelik katan rüzgar da ona eşlik ediyordu. Rüzgar, çığlık atan martı seslerini ritmik bir sese dönüştürüyor, etrafa güzellikler saçıyordu. Kendini, çiçekli kıyafetler içinde genç kızlığıyla hayal ediyordu. Uzandığı yerden gülümsemeye başladı, denizin kokusunu gerçekten duyabiliyordu. Hayal ettiği tozdan düşünceleri gerçekmişcesine algılayınca kalbi, "Güp! Güp!.."  çarpmaya başladı. Hemen inşa ettiği rüyasına devam etmek istedi. Turkuaz rengi o deryanın üzerindeki o beyaz evler, doğanın büyüsünü hiç bozmuyor aksine doğanın eşsiz bir uzantısı olarak görülüyordu. Genç kızlığa dönmenin şevkiyle doğanın tadını çıkardığı kadar bıyıkları gür erkeklere de göz kırpıyordu. Ne de olsa her zaman bıyığı gür erkeklerden hoşlanmıştı...



 Hayalinin gerçek olma ihtimalinin zayıflığını düşünüp kurduğu rüyamsı memleketi hemen terk etti.Yalnız düşlerinde ulaşabileceği bu diyardan ayrılmak zorunda kaldığı için de kaşlarını çattı. İçinden, " Yok be anam! A bize ürüya da bile uzur yok!" dedi. 


Kendisi ne deniz görmüştü ne de martı. Akşam üzere evine ekmekleriyle dönerken yol kenarındaki televizyon raflarında gördüğü "İbiza'da Bahar" programını, hayaline aktarmıştı. Programı çok ışıltılı bulmuş olmalıydı ki rafın önünde 10 dakika kadar bu programı izlemiş, heycanlandıkça da ekmeğinden büyük parçalar koparıp ekran karşısında karnını farkında olmadan doyurmuştu. Şimdi boş hülyaları bırakıp uyumalıydı, sabah erkenden kalkıp işe koyulmalıydı.


Bölüm 2


25 yıldır her gün, saat 6.30'da kalkardı. Hazırlanması hiç uzun sürmez hatta aynaya bakma ihtiyacı dahi duymazdı. Eğreti yazması, mor geniş şalvarı, ince kırmızı hırkasıyla dışarıya adımını attı. 25 senedir her gün yaptığını bugün de yaptı, tezgahını kendisi gibi giyinen arkadaşının 2 adım soluna bıraktı.


- Ürrem gözlüm, günaydın.


İki arkadaş alışılmış sohbetler, çayın yanında hüpletilen simitlerle vakit geçirirken 25 senedir hiç olmayan oldu.


Genç, erkek bir müşteri, sabahın ilk saatlerinde  bütün çiçekleri satın aldı.


Bölüm 3





İçinde bulunduğunduğu durumu samimiyetsiz bulan genç adam, kalabalık arkadaş grubunu onları bir daha görmemek üzere terk etti. Bu, aniden gelişen bir duyguydu. Onlardan nefret ediyordu, çünkü hepsinin görünmez maskeleri olduğuna inanıyordu. Bu kadar çok parası olmasaydı yine de bu insanlar, yanında durur muydu? Bütün bu eğlenceyi düzenlemeden önce hangisini tanıyordu? Herkesten her şeyden uzaklaşmak istiyordu...


 Gün henüz aydınlığa kavuşmamıştı ki soğuktan donmamak için bir camiye sığındı. Sarhoş olmasına rağmen caminin sıcak bir köşesine ilişip gözlerini kapadı. Gözlerini kapadığı gibi rüya görmeye başladı. Rüyasında bu zamana kadar baktığı bütün gözlerin üstünde ona samimiyetle bakan bir çift göz görüyordu. Maskeden yoksun bu gözlerin samimiyeti onu ilk kez böylesi bir duyguya sokuyordu. Gülümsemesi sesli olmaya başlamıştı ki caminin hocası, genci uyandırmak üzere dürttü:


-Evladım! Evladım! Cemaatin huzuru kaçmasın deyip ses etmedim ama kalk gayri, var yoluna. İçkilisin besbelli, yok mu seni alacak birileri? 


Bu dürtüyle aniden uyandı, eliyle ağzını sildi ve ayıktığı  gibi camiden fırladı. İçinde bulunduğu bu durumu çok acınası buldu.


Güneş kendini yenice göstermeye başlamış, yürüdüğü yol kuş sesleriyle dolmuştu. Nereye yürüdüğünü bilmiyordu, kendi düzenlediği eğlenceden kaçmakla rahatlamıştı. Her şeyi kenara itip rüyasındaki genç kızın gözlerini düşündü, kalın bıyıklarını burup gülümsedi. Bu duyguyu ilk kez rüyasında tatması çok tuhaftı. Bu düşüncelerle yoluna devam ederken yol kenarındaki çiçek satıcısı kadınları gördü. Rüyasında gördüğü bir çift göz hatrına, bu kadınları sevindirmek istedi. Bir iyilik yapıp bütün çiçeklerini satın aldı. Sepeti kucaklamış yüremeye devam ediyordu ki kadına son kez bakmak istedi. Kadın, gülümseyerek ona bakıyor ve üstüne göz kırpıyordı. Bu gözler, ona nereden tanıdık geliyordu?




"Kelime Oyunu 7" Okumak İçin Tıklayınız...

"70. Yıl" Hikaye Okumak İçin Tıklayınız...

Blog yazarlarının düzenlediği ve benim de heves ettiğim yazınsal bir girişimdir bu. "Kelime Oyunu 8" adıyla birçok blog yazarının kaleminden çıkan hikayeleri okuyabilmeniz mümkün. Üstüne isterseniz bu etkinliğe siz de katılabiliyorsunuz. Anahtar kelimelerimiz: İbiza, çiçek, maske, bahar ve roman. Ayrıntılar için yorum bırakmanız yeterli olacaktır.