Yeni Yıla Açılan Aralık


   İçinde bulunduğumuz ve bir daha geri dönülemeyecek olan 2021 yılının ilk aylarında, balkonda oturup bulutları izlerken aklıma bir fikir geldi. Balkonun korkulukları, oturan birinin görüş açısını kapatacak şekilde tasarlanmış olsa da duvara en yakın yeri, biraz olsun açıkta kalmış. Bu uzunlamasına açıktan, oturarak insanları ve arabaları görebilmeniz mümkün. O açığa "Aralık" adını da verebiliriz. İnsanları, arabaları ve dahi hareket eden etmeyen her şeyi açığın izni ölçüsünde görebiliriz. İşte, o küçük aralıktan dünyayı seyreylemekle kendimi aydınlanmış hissettim. Çünkü "Aralık" dediğimiz o şey, aynı zamanda bir mevsimin de adı. Mevsimlerin sonuncusu ve yeni yılı görebilmek adına yeni yıla açılan bir aralık...


Kazanılan her şey, kaybedilen bir başka şeyin karşılığında elimize geçer.  


   Kırtasiyeden yeni bir defter aldığımızı düşünelim. Bu açılmamış temiz defter, bizim için başlangıcın temsilidir. Başlangıçta yaptığımız her eylem daha titiz ve daha dengelidir. Çünkü, beyazlarla dolu bir sayfanın kirlenmesine gönlümüz razı gelmez. Oysa defterin son sayfalarına gelindiğinde başlangıçta yaptığımız titiz dokunuşlar, yerini karmaşaya ve kaosa bırakır. Bu da başlangıçın sonudur. En başından beri mütemadiyen titiz kalamayan sayfalar, böyle bir sona mahkumdur. Yine de baştan sonra titiz kalabilmiş defterler de yok değildir. Her şeye rağmen alınacak yeni bir defter, "Bu sefer baştan sona titiz kalacağım!" fikrini doğurur. Hülasa, her sona yaklaşan kişi aynı zamanda yeni bir başlangıca hazırlık yapar. İsmet Özel'in, "Kazanılan her şey, kaybedilen bir başka şeyin karşılığında elimize geçer." dediği gibi.




Neyi Kazanıp Neyi Kaybediyoruz?


   Bazı günlerimiz diğer bazı günlerimize kıyasla daha sıradan ya da daha sevimsiz gelir. Her şeye rağmen o istemediğimiz günler, geri gelecek de değildir. Bugün, düne kıyasla en yaşlı, yarına kıyasla da en genç olduğumuz zaman dilimindeyiz. O halde neyi kazanıp neyi kaybediyoruz? Kazandığımız, yarının verdiği umut ise kaybettiğimiz, geçmişin bizden aldığı günlerdir. Geçmiş dediğimiz o geride kalan günler, esasında bitip gitmiş de değildir. Kaybolduğunu düşündüğümüz o gençlik günlerimizde yaptığımız her ne ise an içinde bize tecrübe kazandırmış, bizi bilgeleştirmiştir. Bununla beraber zaman, yine yapacağını yapmış kazandırdığı tecrübeye karşılık bize bir miktar kırışıklık armağan etmiştir.


Belli bir anı yaşayan insan geçmişi canlı olarak bünyesinde bulundurur, geçmiş bulunan her şey an be an şimki zamanı anlamlandıran bir vakıalar zenginliğidir.



Girift Kompozisyona Girift Bir Son
 

  Yeni ve bilinmez olan her zaman, bünyesinde şüphesiz bir umut barındırır. Aralık ayından geriye bakınca yaptıklarımızı, ileriye bakınca da yapacaklarımızın hayalini buluruz. "Gördüklerim karşısında artık umut edemiyorum." fikrine sahip olanlar şunu da unutmamalı: Geleceğe baktığımız o aralık, bizim için  bütünün değil, yalnız kendi yeterliliği ölçüsünde bize gösterebildiği küçük bir ayrıntının habercisidir. Küçük bir ayrıntı bütüne dair ipuçları vermez mi? Bu soru, tedbiri elden bırakmayıp mutlak olumsuzluğa düşmememiz gerektiğini hatırlatır.


 

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak... 
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. 
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle. 
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle: 
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.' 
Davransana... Eller de senin, baş da senindir! 
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin? 
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin. 
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz? 
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz? 
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın? 
Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın! 
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan 
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan. 
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk! 
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk! 
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın 
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın? 
Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. 
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! 
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; 
Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar 
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez... 
En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez! 
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin; 
Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin 
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman, 
Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan, 
Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma; 
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş... 
Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! ' 
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından, 
Tek kol da yapışsam demiyor bir tarafından! 
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır; 
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır. 
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar... 
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var. 
Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır! 
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır! 
'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ' deme, yılma. 
Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.