Yazmaya Nasıl Başladığımın Bilinçli Tarihçesi


  Lise hayatımın ilk aylarıydı, evimden ayrılıp yatılı okumak üzere memlekete gitmiştim. Her ne kadar okuduğum yatıp kalktığım yer, memleketimde bulunan taş bir bina olsa da onun içindeki hayat, benim için gurbetlikti. Yurdumuzun bir de etüt salonu vardı, düzenli olarak her akşam orada bulunmamız mecburiydi. Esasında bizi oraya ders çalışsınlar diye çağırıyorlardı ama ders çalışan bir kişi dahi olmazdı. Tüylü bıyıklı yeni yetme oğlanlarla donatılmış etüt merkezine bıyıklı tuzluğa benzer bir adam girdi, onun okul müdürü olduğunu sonradan öğrendik. İşte, o adamın söyledikleriyle yazmaya başladığımı anımsıyorum. Hepimize ithafen şunları söylemiş olmalı:


Gençler, memlekete hoş geldiniz. Aranızda, içinde bulunduğu durumdan hoşnut olmayan arkadaşlar görüyorum. O arkadaşlar, en güzel yaşlarda burada olmanın kıymetini kavrayamamış olmalıdır. Size önerim, günlük tutun. Ne yapıyor, ne düşünüyorsanız yazın. Küfür edin, işi eğlenceli kılın. Yıllar sonra o defteri açıp okuduğunuz zaman beni daha iyi anlayacaksınız. Hem şunu da unutmayın "Tecavüz kaçınılmazsa ..."


  Okul müdürü, yeni yetme oğlanları kazanabilmek için bel altı sözcükler tercih ediyordu. Böyle yaparak büyük bir hayran kitlesi de kazanmış oluyordu. Ama ben bu güldürüklü sözcüklerden ziyade gelecekteki benin yıllar öncesine ait yazıları okuyor olması fikrine tutulmuştum. Yazmaya o tarihlerde başladım. Küçük bir not defterine komik olduğunu düşündüğüm bir lisan ile yazma işine giriştim. Defterin bir kısmını yurtta kalan insanlara ayırdım. Kiminle iki kelam ettiysem onun ismini deftere ekleyip öz düşüncelerimi karşısına dizdim.

Nizamettin Şeherli : Soyadı yanlış yazılmış olan biri. Yurdumuzun en uzun boylusu ...

MFS : Sivilce kremi sayesinde tanıştığım ...

Süleyman Konar: Yurdumuzun Şaban'ı ...




Sansüre uğramış olan bu kısım, defterin yalnızca bir kısmını oluşturdu. Küfürlü sözler, komik olmayan espriler ve daha komik olmayan espriler...

 Bana özel olan bu defteri etüt saatlerinde dolduruyordum. Kimse okumaz düşüncesiyle yazdığım satırları özgürce dolduruyorken meraklı gözlerle yazdıklarım, ayyuka çıktı. İsmini gören defteri elimden kapıp, "Ayıp ediyorsun, ben öyle bir insan mıyım? Sil orayı güzel şeyler yaz" dedi. Hal böyle olunca da bütün insanların huyları, yazılana bakılırsa, güzelleşiverdi. Yazma serüvenimin başlangıcı bununla da sınırlı değil. Defteri elimde gören yurdun müdürü, defterime el koydu. Kendisi hakkında yazıp çizdiklerimi beğenmeyince de defteri bana geri vermedi. 2 ay sonra defteri, tuvaletin penceresinde buldum. Perde arkasını hiç bilemediğim bu olayın aziz gerçekliğini hala merak ederim.

  Yıllar hızla devam ederken insanın anlaşılmak üzere yaşadığını fark ettim. Sözcüklere gerek kalmadan beni anlayacaklarını sandım deyişi, sözcüklerle beni anlayabilirler fikrine evrildi. Yine de paradoksa bakınız ki yazdıklarımı sadece kendim için yazdım.